Kayıtlar

Hikâye etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Hikâye: Vazife

Şehrin 5 senede uğradığı değişim oldukça şaşırtıcı ama bir yandan da beklenebilecek düzeyde idi; reklam tabelalarını süsleyen, geceyi gündüze çeviren göz kamaştırıcı neon ışıkları; caddelerinden oluk oluk akan insan kümeleri; tabiatıyla insanı büyüleyen, çeken sahili ve yoldan geçeni içeriye davet eden, sokaklara taşmış estetik müzikler, bunlar şimdilik aklına gelen olası sebeplerdi. Pek zevk aldığı müşahede eylemine döndü çarçabuk, taksi penceresinin elverdiği ölçüde. "Türlü türlü insan var şu dünyada" demekten kendini alamazdı ne zaman yüzünü beşeriyete çevirse. Hepsinin ardında farklı hikâyeler, farklı dünyalar, farklı keşmekeşler; kimilerinin yüzünde bunlara dair ipuçları, kimilerinde ise buna imkân vermeyen ustalıkla örülmüş duvardan suratlar. Sıradaki soru da hiçbir zaman ıskalamazdı: Acaba ben nasıl görünüyorum, nasıl bir intiba uyandırıyorum dışarıdan gözlemleyene? Terzi kendi söküğünü dikmezmiş. Her zaman yanıtsız kalan bir soru, buram buram saflık kokan bir soru, Do...

Hikâye: Hissikablelvuku

Cümlesini tamamladıktan sonra kalemini usulca hokkaya bıraktı, takibinde tezat bir çeviklikle kendini iskemlesine teslim etti. Dua edermiş gibi ellerini yüzüne sürdü, yelek cebindeki kösteklisine uzanarak saati tespit etti, öteki cebinden karanfil kutusunu çıkardı ve içinden aldığı bir tanesini ağzına yerleştirdi. Tüm bunları bilinçsiz bir şekilde yaparken zihninde başka meseleleri mütalaa ediyordu. Haftanın, günün, saatin, yaşamın muhasebesi hiçbir zaman aksamamalıydı. Ritüelini bitirdiğinde saat gece 11'e yaklaşmıştı. "Acaba bana yalan mı söylüyor?" Bu soru, görmemesi gereken şeyi gördüğü çarşamba gününden beridir zihninde belli bir yerleşimi iskan eylemekteydi. Zaaflarının farkındaydı, hanımefendinin istekleri doğrultusunda çalışmalarını yürütürken kendisine eksik bilgi vermesine bir bakıma göz yummuştu. Hissikablelvuku, daha büyük bir entrikaya, komploya işaret etmekteydi, hanımefendinin de dahlinin bulunduğu bir komploya. Başta irtibatsız addettiği ameliyathane ci...

Hikâye: Ceza

Derin bir nefes verdi. Epeyli geçmişti zaman. Yavaşça kendini sandalyesine bıraktı. Yelek cebinden karanfil kutusunu çıkardı, içinden aldığı bir tanesini usulca dişlerinin arasına yerleştirdi. Münhasır keskin tadı almaya başladı, yüzü tebessüm etti. "Rezil olduğun aşikârdı da, bu kadar alçalacağına ihtimal vermezdim." Yarım saat önce terk edilmiş bir adamdan beklenmeyecek durgunlukta kurulmuştu bu cümle. Kendisi de bu duruma şaşırmış olacak ki, yüzünü buruşturdu ve istemsizce yumruğunu masaya indirdi. Gururu incinmişti. Her şeye katlanabilirdi, ama onurunun zedelenmesine katlanamazdı. Zihnini ihata eden iptidai, hayvani hissiyatla isabetli karar veremeyeceğinin farkındaydı. Karanfili ısırdı. Yayılan aroma dimağını teskin ediyordu. Plaklarını karıştırdı. Schubert'in Fa minör Fantasie'sini yerleştirdi, odaya yayılan ulviyetle memnun şekilde geri sandalyesine oturdu. Ceza ölerek değil, yaşanarak çekilmeliydi. Tam bu anda. Evet, tam bu anda onun varlığı silinmişti...

Hikâye: Beyaz

Nihayetinde sonlandırdım adımlarımı ve tüm varlığımla benimsedim, özümsedim acımasızca çarpan kesif rüzgârı. Bütün hiddetiyle indirdiği tokada artık direnmiyor, pek içten ve huzurlu bir teslimiyetle müsaade ediyordum ve evet, minnettardım ona. Aklım almıyordu, nasıl olur da bu zamana kadar mukavemet göstermiş, mevcudiyetimi sakınmıştım ondan? Hâlbuki şu an o kadar mutlu, o kadar mutluydum ki, vücudumun bu yüceler yücesi hissiyata dayanamayarak parçalanacağından korkmaya başlamıştım. Ulu Tanrım, hâlâ esiyordu! Ruhum, benliğim, tözüm semaya yükselmiş, saadetle sarhoş olmuş ve yıldırım hızıyla birbirini kovalayan sayısız fikriyatla dolup taşmıştı. Tarif edilemez bir duygu! Felsefi mülahazalar, enfes şiirler, ulvi bediiyette varlıklar… Hayatım boyunca bu anı beklemiştim. Yavaş yavaş ayaklarım kesiliyordu bu cehennemden; ellerimi hissetmiyor, ellerimi göremiyordum, hoş, gönül gözüm ise misliyle açıktı! Mücadele veren son bir kudretle baktım etrafıma: Beyaz. Sonlandırdım nihayetinde.

Hikâye: Işığa Doğru

Mutluluk ve zevk veren muhabbetin ardından attığımız kahkahalar nihayetinde dinmiş, yerini hakikat kadar soğuk bir sessizlik almıştı. Zihnimizi dolduran bedbaht ve menfi fikirleri bertaraf etmeyi ilk başaran yine ben olmuştum, sahte bir tebessüm takındım ve zifirî karanlığı parçalayan parlak ışığa işaret ettim. "Kim düşünebilirdi çıkmazda bir çıkar yol olacağını... 'Gökten daha geniştir insanın beyni.' İşte bu sebatımızın ödülüdür dostlarım, her türlü umutsuzluğa ve defaatle benliğimizde tahakküm kuran teessüre rağmen filizlenen umudun meyvesidir. Siz de biliyorsunuz ki artık o ışığın ardındaki bilinmezin bir önemi kalmamıştır. O yolu arşınlamaya mahkûmuz; bilinmeze yürümeye, risk almaya, bizi bekleyen her ne ise ona rağmen ilerlemeye mahkûmuz. Başka seçeneğimiz yok, başka yolumuz yok. Zarlar atıldı." Mütereddit izler yavaş da olsa çehrelerden silinmeye başladı; vücudumuzu kuşatan kararlılık, inanç ve cesaret, her şeyi bitirecek ve başlatacak adımları atmamızı tem...